Aydınlanmanın Şantajı ve Foucault

Foucault’nun düşüncesi değişik  eksenlerde çözümlenmiştir. Onu modern perspektiften okuyanlar olduğu gibi postmodern perspektiften okuyanlar da vardır. Foucault’nun düşüncesinin ve Batı felsefesindeki konumunun sağlıklı değerlendirilebilmesi için aydınlanmaya ilişkin kavrayışının bilinmesi gerekir. O bu konudaki görüşlerini çoğunlukla İmmanuel Kant’ın “Aydınlanma nedir?”(Kant,1984) metni bağlamında dile getirmiştir. Aydınlanmanın ne olduğunu sormak geçmişi değil, bugünümüzü anlamaya ve anlamlandırmaya ilişkin çabanın başlangıcıdır ve aynı zamanda sonucudur.
 Foucault, Kant’ın cevaplamaya çalıştığı “Aydınlanma nedir?” sorusunun modern felsefenin cevabını arayıp bulamadığı ve kendisinden kurtulamadığı bir soru olduğunu ayrıca Hegel, Marks, Nitzsche, Max Weber, Frankurt Okulu ve Habermas’ın aynı soruyla dolaylı olarak da olsa hesaplaşmaya çalıştığını belirttir. Foucault’ya göre aydınlanma bugün ne olduğumuzu, ne düşündüğümüzü, ne yaptığımızı belirleyen sorunun cevabıdır. Ve bu soru şimdi, “modern felsefe nedir?” biçimine dönüşmüştür. Kendisi bu soruya şöyle cevap verir: Modern felsefe iki yüzyıl önce sorulan aydınlanma nedir? sorusuna cevap arayan felsefedir (Foucault, 2000a: 174). Kant’ın “Aydınlanma nedir?” başlıklı metinde cevabını aradığı soru tarihsel sürecin içsel erekselliği değil, bir farklılıktır; bugün düne kıyasla ne tür bir farklılık getirmektedir? Sonuç olarak Kant aydınlanmayı; ‘irade, otorite ve aklın kullanımı arasında önceden varolan ilişkinin değişikliğe uğratılmış bir hali’  diye tanımlamaktadır. Aydınlanma’yı karakterize eden şey “olgunlaşmamışlık” statüsünden kurtaran bir  süreç olmasıdır (Foucault, 2000a: 176). Foucault’ ya göre Kant’ın bu metninin önemi  zamanın içsel erekliliğini, insanın gitmekte olduğu noktayı tespite çalışması değil de, eleştirel düşünce ile tarih üzerine düşünmenin kavşağında yer almasıdır. Metin, Kant’ın kendi yaptığı işin güncelliği üzerine olan düşüncelerini yansıtmaktadır. Kısaca bu metnin özelliği tarihte farklılık olarak bugün üzerine olan düşünmesinde yatmaktadır (Foucault, 2000a: 180). Foucault bu metinden modernliğin bir dönem olarak değil de bir tutum olarak anlaşılabileceği sonucunu çıkarmaya çalışır. Tutum ile kastedilen ise güncellikle kurulan ilişki, gönüllü tercih, düşünme ve hissetme tarzı, eylem ve davranma biçimidir
  Foucault, Kant’ın metninin bugün  kendisine bağlı olarak yapmakta olduğumuz belirli bir felsefe tarzını tanımladığını düşünmektedir. Ve aydınlanmanın hala büyük ölçüde bağlı olduğumuz toplumsal kurumsal ve kültürel olaylar bütünü olarak ayrıcalıklı bir analiz alanını oluşturduğunu söyler. Ayrıca hakikatin gelişmesi ile özgürlük tarihinin birbirine bağlanması hala üzerinde durulması gereken felsefi bir problemdir. “Kendimizi tarihsel olarak  belli bir ölçüde aydınlanma tarafından belirlenmiş varlıklar olarak analiz etmeye çalışmamız gerekir”. Bu analizin temelinde bir dizi tarihsel araştırma yer alacaktır (Foucault, 2000a: 185).
  Foucault, aydınlanmanın temelinde yatan ilkenin, eleştiri ve kendimizi kendi özerkliğimiz içinde kesintisiz olarak yaratma ilkesi  olarak anlaşılabileceğini düşünmektedir. Söylediğimiz, düşündüğümüz ve yaptığımız  şeylerin kendimize ilişkin bir tarihsel ontoloji süzgecinden geçirilerek eleştirilmesinden oluşan felsefi bir ethosa olumlu bir içerik kazandırması gerektiği açıkça ortadadır. Bu eleştiri, bizi kendimizi oluşturmaya yaptığımız, düşündüğümüz ve söylediğimiz şeylerin özneleri olarak tanımlamaya yönelten olayların tarihsel temeldeki sorgulaması olarak ilerleyecektir.  Bu eleştiri aşkın olmayıp, hedefi de bir metafiziği mümkün kılmak değildir. Bu eleştiri amacıyla soykütüksel, yöntemiyle arkeolojik niteliklidir. Tüm bilgi ya da ahlaki eylem biçimlerinin evrensel yapılarını belirlemeye değil, düşündüğümüz, söylediğimiz ve yapmaya çalıştığımız şeyleri  eklemleyen söylemleri tarihsel olaylar olarak ele almak anlamında arkeolojiktir. Transandantal değildir (Foucault, 2000b: 187-188). Yani, kendimize ilişkin tarihsel ontoloji, global ya da radikal olma iddiasındaki bütün projelerden uzaklaşmak durumundadır. “Deneyimlerimize dayanarak biliyoruz ki başka bir toplum, başka bir düşünce tarzı, başka bir kültür, başka bir dünya görüşü için bütünsel programlar ortaya koymak amacıyla güncel sistemden kurtulma iddiası, bizi en tehlikeli geleneklere geri götürmekten başka sonuç vermemiştir” (Foucault, 2000a: 189).
 Aydınlanmanın eleştirel kavrayışını benimseyen Foucault, aynı zamanda aydınlanmanın bir çok temel parametresini topa tutar; Aşkın özne, evrensel sistemler, sürekli olumsal ilerleme vb.
 Kendimizi, kendisini entelektüel ve siyasi bir ikilem şeklinde dayatan “Aydınlanma’dan yana  ya da Aydınlanma’ya karşı olma” şantajından kurtarmamız gerekmektedir (Foucault, 2000a: 187). Buradan anlaşılabileceği gibi Foucault, kelimenin tüm şümulüyle aydınlanma karşıtı olmadığı gibi, taraftarı da değildir. Hatta onun arkeolojileri ve soy kütükleri, önemli ölçüde aydınlanmanın yaslandığı temelleri sarsmaya ve  yıkmaya yönelik tarihi/felsefi incelemelerdir. Onun çalışmaları aydınlanma düşüncesinin yaslandığı öznenin/insanın ölümünün analiz ve ilanıdır.
 Modernlik sorununun soykütüğünü yapmaktan bahseden Foucault için  aydınlanma, kendini isimlendiren, geçmiş ve gelecek karşısında konumlandıran ve şimdiki zamanda yapması gereken şeyleri belirleyerek kendi bilincine varmış çok özel kültürel bir süreçtir (Foucault,2000a: 165). 18. yüzyıldan beri düşüncemize nüfuz etmiş bir felsefi sorun olan  Aydınlanma, modernliği başlatan olay olarak, akıl tarihinde, rasyonalitenin, teknoloji biçimlerinin, bilginin özerkliğinin gelişmesi ve yerleşmesinde kendini göstermiş kalıcı bir süreç olarak, bizim için sadece düşünce tarihinin bir episodundan ibaret değildir (Foucault, 2000a: 171). Evrensel hakkında düşünmenin tarihselliği sorunu olarak aydınlanmanın anlamı üzerine düşünülmesi gerekir.
       Çağımız aydınlanmanın bilimsel ve siyasal kehanetini yalanlamış, geneli itibariyle iyimser olan aydınlanma düşüncesi ve “iyimser tutum” özellikle 20. yüzyılın ilk yarısında Avrupa’nın siyasal pratiği tarafından  geçersiz kılınmış ve başta bilim,akıl,ilerleme ve hatta özgürlük olmak üzere aydınlanmanın değerlerine karşı bir hayal kırıklığı oluşmuştur.Bu nedenle aydınlanma yeniden gözden geçirilmelidir.
 Foucault’ya göre eleştirel felsefe geleneğinin iki kolu olup, ikisinin kaynağında da Kant vardır. O, modern felsefeye hakim olan geleneği; “hakikat analitiği” olarak adlandırır. Diğer geleneğin kaynağında da Kant’ın “Aydınlanma nedir?” de ortaya attığı “Güncelliğimiz nedir?” Şimdiki zamanda yaşanabilecek mümkün deneyimler alanı nedir? soruları vardır. Burada söz konusu olan bir “hakikat analitiği” değil; “şimdi”nin ve kendimizin tarihsel bir ontolojisidir. Foucault kendisini  bu soruyu cevaplamaya çalışan ve Hegel’den gelip Nietzsche ve Max Weber üzerinden Frankurt Okulu’na uzanan eleştirel düşünce geleneği  içinde konumlandır (Foucault, 2000a: 172). Onun tüm çabası da Batı tarihinin, eleştiri geleneği içinde, tarihsel bir perspektiften okunmasıdır..
  Foucault’ya göre yaşadığımız zaman, tarihte eşsiz ya da temel  bir nokta değildir. Bunun bilincinde olarak şimdinin doğasını çözümlemeye çalışmak gerekir. Zaten Kant’tın “Aydınlanma nedir?” sorusundan beri modern felsefenin ana uğraşlarından biri “şimdimizin doğası nedir?” sorusuna  cevap aramak olmuştur  (Foucault, 2001: 41). Onun anlatmak istediği şey şudur: Yitirmiş olduğumuz dünyaların garipliğini ortaya koymak, biz modern  insanlara, eski yaşam ve düşünce biçimlerinden uzaklığımızı kavrayarak kendi kültürel kimliğimizi sınamaya zorlar (Merquior, 1986: 94). Zira kültürel kimliğimizi sınamamız, yaşadığımız zamanı, “şimdi”yi/günümüzü kavramamızı sağlar. 
 
Sever Işık
    Kaynakça
    FOUCAULT, Michel (2000a). “Aydınlanma nedir”. Özne ve İktidar. Der.Işık Ergüden & Tuncay Birkan. (çev. Osman Akınhay). İstanbul: Ayrıntı Yayınları, s. 162-192
    FOUCAULT, Michel (2000b). “İki Ders”. Entellektüelin Siyasi İşlevi. Der. Işık Ergüden & Tuncay Birkan. (çev. Ferda  Keskin). İstanbul: Ayrıntı Yayınları, s. 86-117
    FOUCAULT, Michel (2001). Yapısalcılık ve Postyapısalcılık. (çev. Ali Utku &Ümit Umaç). İstanbul: Birey Yayınları.
    MERQUIOR, J. G. (1986). Foucault. (çev. Nurettin Elhüseyni). İstanbul: Afa Yayınları
    KANT, İmmanuel (1984). Seçilmiş yazılar. (çev. Nejat Bozkurt). İstanbul: Remzi Yayınevi.